A&B İletişim Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Asna'dan, meslek kuruluşlarına, basına, halkla ilişkiler sektörüne ve iş dünyasına açık mektup...

Sektörde 43. yaşını kutlayan A&B İletişim A.Ş.’nin 35 yıllık yöneticisi, Türkiye’nin gerek ekonomi gerekse basın tarihinin önemli kırılma noktalarına şahitlik etmiş bir “sade vatandaş” olarak size başvuruyorum. Umarım talebim destek görür ve bir çözüm üretilebilir.

Hepimizin bildiği gibi, gazetecilik ve halkla ilişkiler danışmanlığı meslekleri arasında onyıllardır süren köklü yardımlaşma ve dayanışmayla, toplumsal menfaati ön planda tutacak şekilde, her iki tarafın mesleki yetkinlik ve başarılarını artırmak amaçlanmış, meslek mensupları arasındaki ilişkilerin etik ilkeler çerçevesinde seyretmesi hedeflenmiştir.

Ancak, son yıllarda giderek artan bazı uygulamalar; bizlere okul kitaplarında öğretilmeye başlanan, mesleğe adım attığımızda ustalarımız tarafından sıkı sıkı tembih edilen, hepimizin titizlikle uygulamaya ant içtiği etik kurallarda bazı sapmalar olduğunu göstermektedir.

Bilimsel ve mesleki ortamlarda “gazetecinin önemli haber kaynaklarından biri” olduğu kabul edilen halkla ilişkiler danışmanlarının görevini, şirketlerin reklam departmanları ve pazarlama - marka yöneticileri devralmış, Hİ departmanlarından da gazetelerde veya ilgili mecralarda yayınlanacak yazıları yazmaları istenmeye başlamıştır. İşin asıl vahim olan tarafı ise "advertorial” olarak tanımlanan paralı haberlerin giderek artması, önemli bir ulusal haber ajansımızın başlattığı ve diğer yayınların takip ettiği “haberin para karşılığı yayınlanması”, “sektör eki” adı altında reklam toplamak amacıyla yapılan ek basımlarda müşterilerin kendilerini öven yazılar yazmaya teşvik edilmesi ve bunların yine para karşılığı basılması, artık kabul edilemez boyutlara ulaşmış durumdadır.

Doğal olarak bu durum, okuyucu ve izleyici nezdinde ciddi güven sarsılmalarına neden olmuştur. Tiraj rakamları ve toplumsal araştırmalar da durumun kanıtı olarak görülmektedir.

Türkiye’de gazetecilik mesleğinde etik değerlerin ağır bastığı Abdi İpekçi dönemlerini ve geleneklerini deneyimlemiş biri olarak, bu durumun her anlamda can acıttığını söyleyebilirim.

Mesleklerimizin taşıdığı itibar ve gazetecilerin kamuoyu gözünde “doğruyu yazar”, " doğruyu aktarır" şeklinde kabul görmesi gerçeği, bu tür paralı yayınların artmasıyla ne yazık ki vahim derecede değişmiştir. İş dünyasında konunun haber değeri taşıyıp taşımamasından ziyade, “Ben reklamverenim, benim haberim tabii ki kullanılacak.” düşüncesi egemen olmuştur. Bu durumda haberi kimin seçtiği, markanın hangi özellik ve uygulamalarıyla haber olmaya değer görüldüğü gibi konularda gayret sarf etme ihtiyacı da kalmamıştır.

Gazetecilik ve halkla ilişkiler mesleklerinin ülkemizde bugüne kadar hiç olmayan bir biçim ve içerikte uygulandığı günümüzde, işini etik ilkelere uygun yapmayı sürdürme çabasındaki bir avuç profesyonelin çağdışı addedilmesi nedeniyle, ülkemiz adına nasıl bir gelecek hazırladığını ciddi olarak sorgulama ihtiyacını duymaktayım.

Özetle, kurumunuzun “advertorial” haberler, reklam karşılığı yapılan röportajlar ve paralı haberler konusunda bazı tedbirleri alması gerektiğini önemle hatırlatmak istiyoruz. Özel sektörün, yazı işleri bağımsızlığına çok daha fazla özen göstermesinin, gazetelerin kaybettiği değer ve saygınlığın bir an önce yeniden kazanılmasına yol açacağını ve kendi gelecekleri için bunun elzem olduğunu anlamalarını ümit ediyoruz.

Özel sektör artık kendi sorumluluğunu üstlenmek zorundadır, tıpkı TÜHİD, İDA, Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yaptığı ve yapacağı gibi.

Saygılarımı sunuyorum.

 

Sibel Asna

Yönetim Kurulu Başkanı

A&B İletişim A.Ş.