SAHA, 15. İstanbul Bienali’ne Türkiye’den katılan sanatçıların eser üretimlerine destek verdi.

SAHA, 16 Eylül–12 Kasım 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilen 15. İstanbul Bienali’ne Türkiye’den katılan sanatçıların eser üretimine destek verdi. Küratörlüğünü sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset’in üstlendiği “İyi Bir Komşu” başlığını taşıyan 15. İstanbul Bienali’nde, 32 ülkeden 56 sanatçının farklı coğrafya ve zaman dilimlerinden hikâyeler anlattığı 150 eser sergileniyor.

İstanbul Bienali’nin bu edisyonunda Türkiye’den Ali Taptık, Alper Aydın, Bilal Yılmaz, Burçak Bingöl, Candeğer Furtun, Gözde İlkin, Erkan Özgen, Tuğçe Tuna, Volkan Aslan ve Yoğunluk İnisiyatifi’nin eserleri sergileniyor.

Mimar ve fotoğrafçı Ali Taptık’ın İstanbul Bienali’nde yer alan “Dostlar ve Yabancılar” (2017) başlıklı yapıtı, dört merdiven sahanlığına yerleştirilmiş 7 fotoğraftan oluşan, içinde sanal öğe barındıran bir fotoğraf enstalasyonu. Enstalasyonda, İstanbul’un dört farklı yerinden bireylerin hikâyeleri ve bu bireylerin yollarının beklenmedik bir biçimde kesişmesi anlatılıyor. Taptık yapıtında, birbirini anlama, bir arada yaşama ve kent hayatının koşullarının yanı sıra bireylerle ilişkilenmemizin farklı biçimleri üzerine düşünüyor.

Alper Aydın, İstanbul Bienali için ürettiği “D8M” (2017) başlıklı proje için İstanbul Modern’in içine bir buldozer kepçesi yerleştirdi. Toprağı dümdüz edip başka yere taşımakta kullanılan makine, mevcut evlerin yerinden edileceği bir inşaat projesi kapsamında, İstanbul’un kuzeyinde yapılacak havaalanı için kesilen gerçek ağaçları sürüklerken gösteriliyor. “D8M”, doğal yaşam ortamlarımızı nasıl kendi ellerimizle yıkabildiğimiz, yadsıyabildiğimiz ve unutabildiğimizin bir canlandırması olduğu kadar tüm bunların bilfiil gerçekleştirilmesini anlatıyor.

Bilal Yılmaz’ın “Dirty Box” (Kirli Kutu, 2016) isimli çalışması, İstanbul kent yaşamındaki yakın tarihli değişimler nedeniyle, vasıflı işgücü geleneklerinin söz konusu ölümünü belgeliyor. Sanatçının çektiği fotoğraflar; bir projektör işlevi görerek İstanbul’un haritasını duvara yansıtan taşınabilir ahşap bir kutudan ibaret mekanik bir diyorama aracılığıyla sunuluyor.

Burçak Bingöl, İstanbul Bienali için, seramik ve el sanatları geleneğinin yanı sıra günümüzün İstanbul’una ve küresel gözetleme kültürüne göndermeler içeren bir dizi eser üretti. İstanbul’un Tarlabaşı semtinde güvenlik kameralarının sayısının giderek arttığını gözlemleyen Bingöl, seramik çiçek ve çelenk desenleriyle kapladığı kameraları binaların dış cephelerine yerleştirdi. Bingöl’ün kamerası sadece izleyiciyi değil, izleyen ve izlenen arasındaki ilişkiyi tersine çevirerek kamusal, toplumsal ve çevresel mekânların hafızasını da takip ediyor.

Candeğer Furtun’un “Başlıksız” (1994-1998) adını verdiği seramik serisinde, 9 tane çıplak insan bacağı, kürsü benzeri bir yapı üzerine yerleştirilip yan yana diziliyor. Bir vitrin mankenine aitmiş gibi görünen, vücuttan kopuk bu tüysüz erkek bacaklarından birine bir el dokunuyor. Furtun, bedenin parçalarını bu şekilde alışıldık işlevlerinden soyutlama yoluyla, insan bedeninin bireyselliği ile temsilini karşı karşıya getirdiği çalışmalarında bir yapıntı ve dizisellik fikri geliştiriyor.

Erkan Özgen’in “Wonderland” (Harikalar Diyarı) başlıklı videosu, savaştan kaçan Muhammed adlı 13 yaşındaki bir erkek çocuğuna odaklanıyor. Görme ve işitme engelli olan Muhammed, yaşadığı travmatik deneyimleri ifade etmek için sözcükleri değil, sadece bedenini kullanabiliyor ve bunu yoğun bir enerjiyle, herhangi bir acı belirtisi göstermeksizin yapıyor. Bu açıdan video, savaş ve çatışmayı, travma ve acıyı bu yaşantılara yabancı olanlara anlatmanın imkânsızlığını gözler önüne seriyor.

Gözde İlkin,  İstanbul Bienali’nde, kendi ailesine ait kumaş ve örtülerle oluşturduğu bir dizi yapıtını sergiliyor. Çeyizlik çarşaflar, perdeler veya masa örtülerini, bazılarını ona örgü öğretmeyi de göstermiş olan annesiyle anneannesinden öğrendiği kesme, delik açma, sökme, aplik ve bağlama gibi teknikler kullanarak dönüşüme uğratıyor. Yapıtlarına dahil ettiği imgeler, aile fotoğraflarından geliyor. Bu sayede, kullandığı stilleri ve referans noktalarını çeşitlendirmenin yanı sıra, aile yaşamının normatifliğini etkisiz hale getirerek tüm dengesini sarsıyor.

Tuğçe Tuna’nın “Beden Damlaları” (2017) isimli koreografi çalışması; kinestetik empatiye, bedenin biriktirdiklerine ve görünmeyen kayıplarına, bedenin zihinde ve mekânda ardında bıraktıklarına odaklanıyor. Sanatçı birbirine komşu bedenleri hamamın birleştirici kubbesi altında bir araya getirerek, mekânın mimari özellikleri ve performans sanatçılarının yıldız haritalarından ilhamla koreografiyi oluşturuyor.

Volkan Aslan’ın “Evim Evim Güzel Evim” (2017) başlıklı üç kanallı video yerleştirmesi, yerinden edilme gerçeklikleri üzerine derin bir düşünme niteliğini taşıyor. Zaman ve perspektif ayrılıklarının, su ve yolculuk görüntülerinin kullanıldığı yapıt, göçmenler veya evini yitirmiş olanlar gibi uzun yolculuklara çıkmak zorunda bırakılan bireylere adanıyor. Aynı zamanda, herkes farklı biçimde deneyimliyor olsa da aslında hepimizin aynı seyyar ve kırılgan insanlık koşulu içinde bulunduğumuzu anlatan şiirsel bir kıssa sunuyor.

Yoğunluk İnisiyatifi’nin bienalde yer alan çalışması “The House” (2017), atölye olarak kiraladıkları apartmanda yer alan bir enstalasyon. İstiklal Caddesi’nin hemen yakınındaki bir apartmanın çatı katında yer alan “The House” (tek seferde en fazla beş ziyaretçi ağırlayabiliyor), şehrin telaşıyla tezat oluşturacak şekilde ışıkların karartıldığı, evcil bir mekân. İzlenimci ve atmosferik çalışma, ışıklandırma, ses ve atmosferdeki değişikliklerin ne kadar çarpıcı etkileri olabileceğini göstererek, dışsal ve fiziksel yönleriyle dünyaya dönük bilişsel deneyimlerimizi birbirine bağlamayı amaçlıyor.

 

SAHA Hakkında

SAHA, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olarak güncel sanatı destekleme amacında birleşen bir grup sanatsever tarafından 2011 yılında kuruldu. Uluslararası sanat kurumları tarafından davet edilmiş projelerin hayata geçmesi için kurumlarla doğrudan işbirliği halinde çalışan SAHA, proje süreçlerinde kolaylaştırıcı rol üstleniyor ve bu doğrultuda kaynak geliştiriyor. SAHA, güncel sanat alanında faaliyet gösteren sanatçı, küratör ve eleştirmenlerin üretim ortamlarını ve uluslararası ağlarla etkileşimlerini geliştirmeyi hedefliyor.

SAHA, sene boyunca kâr amacı gütmeyen kurum ve organizasyonlardan aldığı başvurular dahilinde yeni üretimlere imkân yaratıyor; uluslararası işbirlikleri geliştiriyor, Türkiye’deki bienaller ve bağımsız sanat inisiyatiflerine sağladığı yerel katkılarla sergi ve projelere karşılıksız destek veriyor. SAHA, destek verdiği projeler kapsamında üretilen eserler üzerinde hak talep etmiyor. SAHA, proje destekleri ve işbirliklerinin yanı sıra, uluslararası küratör ve sanat profesyonellerinin Türkiye’deki güncel sanat üretimine dair araştırmalarını derinleştirebilmelerini sağlamak amacıyla, İstanbul’da bir araştırma programı da yürütüyor. Program kapsamında kısa süreli konaklama imkânı sunuluyor ve ilgilendikleri alanda bağlantılar kurmalarına yardımcı olunuyor.

SAHA, kaynaklarının önemli bölümünü bireysel destekçilerden sağlayarak bağımsızlığını ve sürdürülebilirliğini güvenceye alıyor. SAHA halen, 22 genç bağışçıyı da kapsayan 119 dernek üyesi tarafından destekleniyor. Bireysel destekçilerin yanı sıra Borusan Holding, Eczacıbaşı Holding, Garanti Bankası, Pozitif ve Yıldız Holding SAHA’ya kurumsal destek veriyor.               

 

www.saha.org.tr

facebook.com/SAHA-Dernegi

twitter.com/SAHA